twitter

Fatma Karabıyık Barbarosoğlu ile Röportaj

1.Kendinizi tanıtır mısınız?
Kitapların iç kapağına konulmuş öz geçmişimden  ala kendimi tanıtacak kelimelere sahip değilim.İki çocuk annesiyim.Oğlum 17,kızım dokuz yaşında.Siz beni ne kadar tanıyorsanız o’yum neticede.Benim kendimi tanıttığım kelimelerin önemi yok.Sizin beni tanıttığınız kelimeler önemli.Sizin yani okuyucunun.

2.Dindar bayanlar için kayda değer bir örneksiniz. (Anne, akademisyen, köşe
yazarı, edebiyatçı.) Bizim için birçok açıdan anahtar bir kişilik olduğunuzu
düşünüyoruz. Bu rollerin çatıştığı durumlar var mıdır? Bu toplumsal
rollerinizde başarıya ulaştığınızı kanaatinde misiniz?

Başarı kelimesini hiç kullanmam.Başarı kelimesi seküler dünyanın insanları birbirine karşı hizalamak ve kışkırtmak için kullandığı bir kelime.Benim açımdan anahtar kişilik asla olmak istemeyeceğim bir durumdur.Toplumsal rollerime gelince çatışmaması için elimden geleni yapıyorum.Nedir elimden gelen ?Çocuklarım ve eşim daima birinci plandadır.Ben onlardan arta kalan vakitlerde yazıyorum.Şikayetçi miyim ?Hayır.Böyle bir düzen kurdum ve bundan memnunum.Yazmak zaten evde yapılabilecek bir iş.Bütün dünyada yazarlar evlerinde çalışır.Ama maalesef insanlar daha ön planda olmamı istiyor.Paneller,sempozyumlar,konferanslar.Yılda sadece bir iki tanesini kabul ediyorum.Hal böyle olunca her şeye vakit kalıyor.Ama her davet edildiğim yere gitmeye kalksaydım ne yazmaya vakit bulabilirdim ne de aile fertleriyle ilgilenmeye.Dışarı çıkınca günün bütün bereketi gidiyor.Maalesef çok uzak bir noktada oturuyorum.Hatta İstanbul’da bazı mekanlara ulaşmak, benim için Bursa’ya ulaşmaktan daha zor.


3.Kalemi keşif maceranızdan bahseder misiniz? Yazma eylemi F.K.B için ne
ifade ediyor?

Yazma eylemi benim için olmazsa olmaz değil.Şu an yapabileceğim daha önemli bir iş olmadığı için yazıyorum.Hepsi bu.

4.Bize çocukluğunuzdan ve ilkokul günlerinizden aydınlatıcı kesitler sunar
mısınız? Özellikle neler okuduğunuzu merak ediyoruz.

İki kitap çok önemli oldu ilk okul yıllarımda.Birisi Tom Amca’nın kulubesi.Hala canlı o satırlar.İkincisi Yüz sene Uyuyan Prenses.Çünkü kitabın son on sayfasının aşağı köşesi yırtıktı.O bölümleri zihnimden tamamlamıştım.Hayal dünyasının yazı üzerinden sınırlarını belki de böyle keşfettim.

5.İlk yayınlanan yazınızı ve duygularınızı hatırlıyorsunuzdur muhakkak?

Müstear bir isimle 1980 yılında “Taş Bina” diye bir metindi.Ne hissettiğimi çok iyi hatırlamıyorum.Ayaklarım yerden filan kesilmemişti.Yazmak ve özellikle yayınlamak bir paylaşım türü.Müstear isim olduğu için kimselerle paylaşamamış oldum.Belki onun için canlı bir şey hatırlamayışım.

6.Tür olarak hikaye hesaplı bir tercih mi? “Roman türünün bizim kimyamıza
uymadığı” iddiası için ne dersiniz?

 Hesap kelimesini kullanmayalım.Öncelikli tercih diyelim isterseniz.Romanın bizim kimyamıza uymadığı meselesi çok uzun bir meseledir.Burada ona girmeyeceğim.Ama biliyorsunuz benim Hiçbiryer diye bir romanım var.İkinci romanım 2007’nin ilk aylarında çıkacak inşallah.Kahramanı gerçek.Fatma Aliye Hanım.Bizim ilk kadın romancımız.1862-1936 yılları arasında yaşamış çok önemli bir şahsiyet.Onun romanını yazdım.Allah nasip ederse üçüncü romanımın  konusu bile belli.Yani ben roman yazmaya devam edeceğim.

7. Sizce şiirin edib olabilmekle bir bağlantısı mevcut mu? Şiir yazıyor
musunuz?

Her Türk genci edebiyatın kapısına şiirden girer diye bir söz vardır.Bu söze inanırım.Ben de ilk şiirimi on iki yaşında yazmıştım.Şöyle :İstanbul sokaklarında bir çocuk/Soğuktan morarmış elleri/En güzel limonlar bende diyen ince çocuksu sesi.Uzun bir şiir.Hatırımda kalma sebebi ses ile yazdım.Yani zihnimde sürekli tekrarlayarak.Hala çok iyi bir şiir okuyucusuyumdur.Dilin bozulmaması için düzenli şiir okunması gerektiğine inanırım.

8.Felsefe eğitimi aldığınızı ve sosyoloji alanında akademik çalışma
yaptığınızı biliyoruz. Bunun yazarlığınıza etkisi nasıl olmuştur? Olaylara
eleştirel ve sorgulayıcı yaklaşmanızla bir ilgisi bulunmakta mıdır?

Aldığımız eğitim bizim hayata bakışımızı, görüş alanımızı, ufuk çizgimizi belirler. Altı yıl felsefe okuduktan sonra sosyolojide doktora yaptım.Dolayısıyla  daha az felsefe okumuş bir meslektaşıma göre çok farklı bir noktadan baktığımın farkındayım. Mesela asla sosyolojist bir bakış açısına sahip olmadım.Sosyolojiyi asla kutsamadım.Halbuki günümüzde sosyoloji adeta kutsanıyor.Her gün “bir sosyoloğ olarak” diye başlayan söyleşi teklifleriyle karşılaşıyorum.Sosyolojiye bir mesafem var.Bunu aldığım felsefe eğitimine borçluyum.Yazarlık ise bütün kimliklerimin toplamının bir üslup olarak ortaya çıktığı alan diye düşünüyorum.Edebiyatı çiçek böcek duyarlılıkları üzerine inşa etmeyişimin elbette felsefe ile çok yakın bir ilgisi var.

 

9.Sessiz Çığlık dergisi çoğunluğu kız öğrencilerden oluşan bir grup
tarafından çıkarılmaktadır. Erkeklerin egemen olduğu “kalem” dünyasında

bayan yazar olmak zorlu bir iş iken, daha ötesi dindar bir bayan “kalemşör”

olarak güven sahibi ve varolmanın sırrını bize ifşa eder misiniz?

Hiç kalemşör olmadım.Polemiklere uzak durdum.Kalem dünyası diye bir dünya var mı?Varsa da ben bilmiyorum.Yazılarımı evde yazıyorum,internet üzerinden gazeteye gönderiyorum,çalıştığım kitaplar bitince yayınevine gidiyorum.Hepsi bu.Davetlere hemen hemen hiç katılmam.Tv proğramlarına katılmam.Yılda bir defa.O da eğer yaptığım çalışma üzerinden ise katılarım.Bir iki yazar arkadaşım var.Onlarla görüşmeye çalışırım.Hepsi bu.Sizin zannettiğiniz gibi hareketli bir dünyam yok.Ama katılmaya kalksanız günde en az birkaç yere davetli oluyorsunuz.Bütün bu davetlere katılırsam kendimin gerisine düşerim.Ne okumaya vakit kalır ne yazmaya.Benimkisi münzevi bir hayat.Sontağ sanatçıyı modern dünyanın çilekeşi olarak tanımlamıştı.Benim için en uygun kelime münzevidir.Rekabet diline uzağım onun için.


10.Üslup kazanılan mı yoksa yaratılıştan gelen bir hususiyet midir?

Çalışarak nevi şahsına münhasır bir üslup kazanmak mümkün müdür?

Üslup kesinlikle kazanılan bir şeydir.Asla doğuştan değildir.Olaylara bakışımız orijinal ve kendimize has olduğu zaman bu uslubumuza da sirayet eder.Olaylara değişik açılardan bakabilmek için düzenli okumanın şart olduğunu düşünürüm.

11.Türkiye’nin entelektüel geleceğinde dindar ve mütesettir,
edebiyatçı-yazar kadınlar için nasıl bir resim görüyorsunuz?

Edebi kamu tesettürlü kadın yazarların başörtüsünü parantez içine alıp sadece yazdıkları üzerinden değerlendirmeyi başarabildiğinde çok önemli açılımların olacağına inanıyorum.

12.Yazılarınızda çoğunun umursamadığı ayrıntılara çok önem verdiğinizi
düşünüyoruz. Yanılıyor muyuz?

Yazmak böyle bir şeydir.Büyük harflerle yazı yazılmaz.Yazı bir teferruat işidir.Küçük parçaları bütüne bağlayabilmektir.Yazı samimiyettir.Büyük olan herşey samimiyeti imha eder.Küçük güzeldir.Ayrıntı güzeldir.İnsanlığımızı ayrıntılarda yakalar,ayrıntılarda kaybederiz.

13.“Moda ve Zihniyet” zannederiz akademik bir gayretin ürünü. Diğer
<******>
kitaplarınızdan daha kuru ve soğuk bir dil kullandığınızı düşünüyor musunuz?
Bu sorudan sizin öyle bulduğunuz anlaşılıyor.Halbuki benim hem yüksek lisans tezim hem de doktora tezim, dili “edebi” bulunduğu için geri çevrilmiş çalışmalardır.Pek çok doktora tezine göre çok akıcı bulanlar da var .Belki size kuru gelen çalıştığım konuya koyduğum mesafedir.Bu mesafenin önemli olduğunu düşünüyorum.

 

 14.İnanç ve düşünce hayatınızda kilit insanlar var mıdır?

Vardır muhakkak.Kul kula vesile.Ama isim sıralamak istemem.Çünkü muhakkak biri unutuluyor ve şükranlarımı sunmam gereken insana kalp kırıklığı sunmuş oluyorum.


15.Yeni Şafakta köşe yazarlığı yapıyorsunuz. Bu durumun günlük yaşantınızı
ve edebi faaliyetlerinizi nasıl etkilediğini söyler misiniz?

Yeni şafaktaki köşe yazıları beni disipline ediyor.Vaktimi kullanmak konusunda çevremin saygısını kazanmama vesile oluyor.Yarınki köşe yazım yok dediğinizde herkes size anlayışla yaklaşır.Ama romanımı çalışacağım ya  da şimdi öykü üzerindeyim deseniz aynı saygıyı bulamazsınız.

16.“Şov ve Mahrem” adlı kitabınızda abartılı ve pahalı bir giyim tarzının
hem israf hem de dejenerasyon olduğundan bahsetmişsiniz. Fakat şu bir
gerçektir ki, kadın fıtratı  dolayısıyla güzelliğini göstermek isteyen bir
varlık. Siz inancını yaşayan biri olarak bu yazdıklarınızı ne ölçüde
içselleştirebiliyorsunuz?

Marka düşkünlüğü,şıklık rükuşluk  üzerine yazdığım kısımlar var Şov ve Mahrem’de.Sade bir giyim tarzım vardır.Genellikle tarzıma uygun giyecek satan yerlerden alış-veriş yaparım.Hemen hemen hiç kıyafet deforme etmem.Lise yıllarındaki kazaklarımı ve eteklerimi bile giyiyorum hala.Dikişten ve kaliteden anlarım.Kumaştan anlarım.Tarzımdan asla taviz vermem.Spor giyinirim.Spor giyim hem daha rahat –neticede ben kütüphanelerde çalışıyorum- hem de demode olmak gibi bir risk yok.

17.Toplum içerisinde sosyal statünüzle kıyafetinizi bir bütün olarak kabul
ettirebiliyor musunuz? Tüm kitlelere hitap edebiliyor musunuz?
Tüm kitlelere hitap etmek gibi bir derdim hiç olmadı.İlkelerimi korumaya çalışıyorum.Kitleden ziyade gittiğim mekana uygun bir giyim dili yakalamayı önemserim.
18.Toplumda temsil ettiğiniz kadınlar bağlamında  medyada “görünür”
durumdaki nadir insanlardansınız. Bu imajda daha fazla göz tarafında

denetlenmeyi göze almak anlamına geliyor. Daha fazla göz tarafında
denetlenmek ise Müslüman kadın profiline aykırı. Bu bağlamda medyayla ilgili
ne düşünüyorsunuz?
Çok denetime açık bir konumda olduğumu düşünmüyorum.Biraz önce de anlattığım gibi Fatma Karabıyık Barbarosoğlu olarak çok nadir çıkıyorum toplum karşısına.Gündelik hayatta herhangi bir kadınım.Kimse bilmez benim köşe yazarı ya da yazar olduğumu.Bunu hiç söylemem.Falanın annesi,filanın kızı,filanın eşiyimdir.Ya da filan apartmanda oturan kadın.Yazar kadın kimliğini gündelik hayatta asla kullanmam.Zannetiğiniz gibi kendimi denetime açık gözetlenebilir bir konumda tutmuyorum.
19.Müslüman kadınların giyim-kuşamı ve diğer alanlarda meydana gelen
dejenerasyonu durdurmak mümkün müdür? Bu noktada Müslüman kadınlara düşen
görevler nelerdir?

Kimseyi durduramazsınız.Ama kendinizi durdurabilirsiniz.Sorun şu ki,herkes bir başkasını durdurmak istiyor.Siz durmak istiyorsanız durursunuz elbet.
Eleştirdiklerimizden  daha çok beğendiklerimizi zihnimizde ve kalbimizde taşırsak herşey daha kolay olur.Kimi seviyoruz?Bu konuda dürüst olmadığımızı düşünüyorum.

20.Bir yazar olarak ulaşmak istediğiniz en son nokta nedir?

İman ehli olarak son nefesimi teslim etmek isterim.Evlatlarımı hayırlı bir şekilde yetiştirmeyi, ana-babama hayırlı evlat olarak onların rızasını kazanmış olarak bu dünyadan ayrılmayı isterim.Amel defterimi açık bırakacak eserler bırakabilirsem ne ala.Başka?Başkası yok.Üç günlük dünya işte.